01 Nisan 2027 Perşembe İstanbul - Konya - Çatalhöyük - Kilistra (Gökyurt) - Manazan - Karaman
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan saat 07:00'de kalkan Pegasus HavaYolları'nın PC2700 no.lu uçuşu ile Konya'ya hareket ve saat 08:10'da varış.
Karşılama ve ardından
Dünya Mirası listesinde yer alan, 9000 yıllık yerleşim yeri olup burada bulunan neolitik döneme ait çok önemli kalıntılar sayesinde dönemin aydınlatılmasında çok önemli yer tutan
Çatalhöyük'ü keşfetmek üzere yola çıkış. Konya Ovası'na hakim bir noktada yer alan
Çatalhöyük'te yaşam 2.000 yıl boyunca kesintisiz devam etmiş olup, döneminde Mezopotamya dışında oluşmuş en kalabalık yerleşimdir. Çatalhöyük, gerek birbirine bitişik olarak planlanmış, kapısı çatıda olan, ölülerin içeride gömüldüğü evleri, gerekse çok ileri formlar ve bezemelerle yaptıkları çanak çömlekleri ve halkının yaşam şekli ile köylerden kentsel hayata geçişin önemli bir kanıtıdır. Gezinin ardından, öğle yemeği ve denizden 1373 m. yükseklikte bulunan
Kilistra (Gökyurt) antik kenti istikametinde yola devam. Kilistra tarihî Kral Yolu (Via Sebaste) üzerinde yer alır. Jeolojik yapısı Kapadokya'yı andırır. Stratejik öneme sahip olan Lystra,
Roma İmparatorluğu'nun güney uçlarında
İmparator Augustus tarafından askerî koloni yapılan beş merkezden biridir. Hristiyanlık tarihinde de önemli bir yer tutar. Anadolu'yu gezen (MS 49-56)
Aziz Paulus ve
Barnabas'ın yeni vaz'ettikleri dine
Lystra halkının çoğunluğu katılmıştır.
Azîze Theakla'nın yanı sıra Lystra'da (Hatunsaray) hayatını kurtaran, onu tedavi eden Musevî ailenin çocuğu olan
Timoteos, Paulus'un en seçkin yardımcıları arasına katılmış ve Efes Piskoposu seçilmiş. Aziz Paulus'un yaşamında önemli bir yeri olan Kilistra, mimari açıdan kiliseler, şapeller, manastırlar, gözcü kuleleri, sığınaklar, antik yollar, mahalleler, seramik atölyeleri gibi değerli örneklerle öne çıkmaktadır. Gezinin ardından, Kapadokya yeraltı şehirlerini andıran, kireç taşına oyulmuş beş katlı toplu yerleşimlerin bulunduğu
Manazan'a doğru yola devam. İlk Hıristiyanlar tarafından, İki bin yıl öncesinin imkanlarıyla kayalara oyulmuş ve günümüzde diye anılan yerleşimlerin içinde salonlar, avlular, kiliseler, odacıklar bulunan bu ilginç mağaraları gezdikten sonra
Karaman' a varış ve şehir turu. Ardından otele yerleşme. Akşam yemeği ve geceleme Grand Karaman Otel'de.
02 Nisan 2027 Cuma Alahan Manastırı - Uzuncaburç - Olba - Paslı - Kızkalesi

Sabah kahvatının ardından
Mut'a doğru hareket. Mut'ta kısa bir molanın ardından
Alahan Manastrı'na doğru yola devam. Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı, Geçimli köyü civarında, 1300 m yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca inşa edilmiş. 440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır'ı, Kiliseler, Manastır binası ve kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ile mezarlarından oluşur. Kilise binaları, Ayasofya ile ortak mimari özellikler taşır ve zengin taş oymacılığının görüldüğü süslemelerle bezenmiştir. Ancak, bu muhteşem manastır kompleksinin özellikle konumu ve hakim olduğu manzaralar nefes keser. Gezinin ardından
Mut'ta öğle yemeği ve
Uzuncaburç'a doğru yola devam. Şaşırtıcı bir şekilde, hala dimdik ayakta duran sütunlarıyla
Uzuncaburç, yakınındaki
OlbaTerritoriumu'nun ibadet alanı olarak inşa edilmiş ve 72 yılında, Vespesianus zamanında Olba'dan ayrılarak Diokaesareia (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basan kent durumuna gelmiştir. Günümüzde, özellikle sütunlu caddeleri görmeye değer. Geziden sonra, Helenistik Dönem'de önemli bir ticaret merkezi olan
Olba'ya doğru yola devam. Bu şehir, ticaretin yanı sıra, önemli bir dini merkedir ve Hıristiyanlık Dönemi'nde de bu durumunun devam ettiğini dinsel mimari kalıntılardan anlamak mümkün: Olba Akropolisi'nin batısında bulunan büyük kilise ve bir çok küçük kilise kalıntıları ile vadide ki manastır kalıntıları bunun örnekleridir. Roma dönemi Çeşme kalıntısı ile vadide ki 150 m. uzunluğunda, 25 m. yüksekliğindeki iki katlı Su Kemeri ile Gözetleme Kuleleri, şehrin bu dönemdeki ihtişamını gösterir. Olba gezisinin ardından, Kız Kalesi'ne doğru yola devam ederken, Olba Territoriumu'ndaki Hellenistik Dönem savunma ve yerleşim sisteminin bir parçası olduğu tahmin edilen
Paslı'yı gezmek üzere bir mola. Buradaki arkeolojik kalıntılar yerleşimin Hellenistik Dönem'den Bizans Dönemi'ne kadar devam ettiğini gösterir. Bölgede çok sayıda bulunan bu tip yerleşimler, kurulu oldukları akropol konumları, antik yol rotaları üzerinde olmaları, surlarla çevrili olmaları ve kulelere sahip olmaları gibi ortak özellikler taşırlar ve bu da savunma amaçlı yerleşimler olduğunu kanıtlar. Buradaki en ilginç yapı, şüphesiz halk arasında "Korkusuz Satrap Mezarı" olarak anılan Roma Dönemi Anıt Mezarı'dır. Burada ki Nekropol'de çok farklı mezar kalıntıları bulunsa da, bu denli devasa bir Tapınak-Mezar tekdir. Paslı'yı keşfettikten sonra
Kızkalesi'nde ki otelimize yerleşme. Akşam yemeği ve geceleme Klikya otelde.
03 Nisan 2027 Cumartesi Narlı Kuyu - Kanlıdivane - Cennet Cehennem - Ayatekla

Sabah, kahveltıdan sonra,
Narlı Kuyu yakınlarında bulunan
Cennet Cehennem Mağaraları'na hareket. Aralarında 80 mt. Mesafe olan bu iki obruk, bir yeraltı deresinin yolaçtığı erozyonla oluşmuşlar. Bu iki obruğu görünce, neden cennet ve cehennem diye adlandırıldıklarını anlamak zor değil: Zira Cennet Obruğu'nun ağız kısmı daha geniş, içi aydınlık ve daha derin, Cehennem'in ise daha dar, karalık ve daha az derindir. Cennet Çöküntüsü'nün dibinde bir de mağara bulunmakta. Bu mağaranın girişinde ise 5.yüzyıldan kalma, Meryem Ana'ya ithaf edilmiş bir kilise kalıntısı görülebilir. Bu ilginç tabiyat oluşumlarını gezip gördükten sonra, Ortaçağ'da adı
Porto Calamie olan ve Antik Çağ'dan Hristiyanlık Dönemi'ne kadar Cennet Cehennem Obrukları'na ibadete gelenler için bir liman görevi gören
Narlı Kuyu'ya doğru yola devam. Burası günümüzde, sıra sıra balıkçı lokantalarıyla dolu şirin bir koydur. Roma Dönemi'nde, burada bulunan hamamdan kalan, meşhur "Üç Güzeller Mozaiği" buradaki küçük müzede sergilenmekte. Bu Koyda ki deniz suyunun soğukca ve parlak bir turkuaz renginde olmasının nedeni Cennet Obruğu'nun en dibinde sesi duyulan nehrin suyunun burada denize karışmasındandır. Mozikleri görüp, Koy'da bir çay molası verdikten sonra otele dönüş ve akşam üstü saat 16.30 a kadar otelde öğle yemeğini alıp plajdan faylanabileceğiniz serbest zaman. Akşam üstü, 19.yüzyıl ortalarında Fransız gezgin Victor Langlois tarafından keşfedilen
Kanlıdivane gezisi için hareket. Antik Kent, yörede ilk Semavi Eyice tarafından yapılan kazılarla, 1970 li yıllarda ortaya çıkmış. Kent, doğal bir çökük olan 30 metre derinliğindeki geniş bir obruk etrafında kurulmuş. Semavi Eyice'ye göre Kanlıdivane isminin kökeni hakkında iki ihtimal vardır. İlk ihtimal isimdeki "kanlı" kısmının kentin antik ismi olan Kanitellis'ten ya da obruğun içinde yağmur sularıyla toprak rengine bulanan kabartmaların kırmızıya çalan renginden, "divane" kısmının ise burada dağınık olarak yaşayan Türkmen topluluklarının zaman zaman divan adı verdikleri toplantılarından gelebileceğidir. İkinci ihtimal ise Roma döneminde suçluların obruğa atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denildiğidir. MS 4. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan kentin, geç antik dönemde önemli bir zeytinyağı üretimi merkezi olduğunu gösteren buluntular mevcuttur. Harabeleri gezdikten sonra
Mersin'e gitmek üzere hareket. Varışta Divan Otele yerleşme. Akşam yemeği şehirde yerel lezzetleri tadacağınız bir restoranda, geceleme otelde.
04 Nisan 2027 Pazar Mersin - Soli-Pompeiopolis Antik Kenti - Tarsus - İstanbul

Sabah kahvaltının ardından, son yıllarda sistemli kazı çalışmalarının yürütüldüğü
Soli-Pompeiopolis Antik Kenti gezisi. Kilikia Bölgesi’nin batı sınırında yer alan Soli-Pompeiopolis, MÖ I. binyılın başlarından itibaren Doğu Akdeniz ticaretinde önemli rol oynayan bir liman kenti olarak öne çıkmaktadır. Günümüze ulaşan etkileyici sütunlu caddesi ve antik döneme ait liman kalıntılarıyla bölgenin dikkat çekici ören yerlerinden biridir. Ardından
Mersin Arkeoloji Müzesi gezisi. Müzede, Soli-Pompeiopolis Antik Kenti’nin yanı sıra Antik Dönem’de özellikle zeytinyağı ticaretiyle önem kazanan Elaiussa-Sebaste Antik Kenti’nden çıkarılan arkeolojik eserler ile
Yumuktepe Höyüğü ve çevresinin tarihsel geçmişine ışık tutan buluntuların görülmesi. Ayrıca geleneksel yaşam kültürünü yansıtan
Huğ Evi replikasının görülmesi. Daha sonra
Mersin Deniz Müzesi gezisi; denizcilik tarihine ışık tutan tarihî kayıklar ile ahşap ve taş eserlerin görülmesi. Müze ziyaretinin ardından şehir merkezinde serbest zaman ve öğle yemeği. Öğle yemeğinin ardından, Neolitik Dönem’den günümüze farklı uygarlıkların izlerini taşıyan ve Antik Kilikia’nın en önemli kentlerinden biri olan
Tarsus’a hareket. Kent merkezinde, Tarsus’un tarihî ve kültürel mirasını yansıtan başlıca noktaların görülmesi;
Kleopatra Kapısı, Aziz Pavlus Kuyusu ve çevresi, Tarsus Ulu Camii, Kırkkaşık Bedesteni ve tarihî Tarsus evlerinin bulunduğu eski kent dokusunun gezilmesi. Ardından, doğal güzelliğiyle kentin simgelerinden biri olan
Tarsus Şelalesi’ne karşı son akşam yemeği ve Çukurova Uluslararası Havalimanı’na transfer.
Çukurova Havalimanı'ndan saat 21:45'de kalkan Pegasus Hava Yolları'nın PC2095 no.lu uçuşu ile İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'na hareket ve saat 23:20'de varış.