
Sabah
06:00 Bakırköy - Alfemo Mobilya Önü, 06:15 Mecidiyeköy Y.K.Bankası ve 06:30 Kadıköy - Kadıköy Evlendirme Dairesi Otopark önünden
Amasra'ya doğru hareket.
Yol üzerinde bastonuyla ünlü
Devrek'te mola. Bir atölyede bu sanat eseri bastonların yapılışını izledikten sonra yola devam ve
Amasra'ya varışta, öğle yemeği yerel bir restoranda. Ünlü tarihçi Strobon'a göre Amazonlar tarafından kurulmuş olan ve adını bir Pers prensesi Amastris'den alan Amasra Karadeniz'in eşsiz güzelliklerine sahip bir kıyı şehridir. Yemekten sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından
"Çeşm-i Cihan buramı ola" (Dünya'nın Gözü) diye adlandırılan Amasra'nın keşfi. İhtişamını halen koruyan surlarla çevrili kent sokaklarında gezerken küçük bir adayı anakaraya bağlayan
Kemere Köprüsü, Cenevizliler döneminden kalma Amasra Kalesi, Kiliseden çevirme Fatih Camii, Sormagir Kapısı, Zindanlar, Ceneviz Kabartmaları ve
Çekiciler Çarşısı ile Osmanlılar döneminde Bahriyeyi Hümayun sonrasında mızıka okulu olarak da kullanılan
Amasra Müzesi gezileri.
Akşam yemeği limanda bir balık lokantasında, geceleme Northdoor Hotel'de.

Sabah, kahvaltıdan sonra Bartın'ın
Güzelcehisar Köyü'ne doğru hareket. Burada, yaklaşık 80 milyon yıl önce volkanik lavların denizle buluşup hızla soğumasıyla ve kristalleşmesiyle oluşmuş, dünyada yalnızca dört ülkede örneği bulunan 5 Km uzunluğundaki eşsiz bir doğa harikası olan
Güzelcehisar Lav Sütunları'nı ziyaret edeceğiz.
Karadeniz kıyısının en özgün jeolojik oluşumlarından biri olan Güzelcehisar Lav Sütunları, birbirine bitişik biçimde, denizden duvar gibi yükselmektedir.
Gezimizin ardından Zonguldak Filyos'a hareket. M.Ö. 7. yüzyılda bir Milet kolonisi olarak kurulan
Tios Antik Kenti, Klasik ve Helenistik dönemler boyunca birçok krallığın egemenliği altında kalmıştır. Antik çağlar boyunca Karadeniz'de önemli bir liman kenti durumunda olan Tios, nehir ve deniz taşımacılığı sayesinde balık, şarap, tahıl gibi ürünlerin ticaretinin yapıldığı bir merkez durumuna gelmiştir. Ören yerinde 2006 yılından bu yana yürütülen kazılarda bir akropol, akropol üzerinde M.Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilen yapı kalıntıları, bir Orta Çağ kilisesi, Roma dönemine tarihlendirilen korinth düzeninde bir tapınak ve tapınağın batısında M.S. 10-12. yüzyıllara tarihlendirilen bir mezar şapeli bulunmuştur. Kentte görülebilen diğer yapılar arasında antik bir liman ve mendirekleri, Roma dönemine tarihlendirilen bir tiyatro, hamam yapıları, su kemeri olduğu düşünülen bir yapı, çeşme kalıntısı ve nekropol alanı yer almaktadır.
Filyos'ta alacağımız öğle yemeğinin ardından Zonguldak'a hareket. Varışta Türkiye'nin en uzun 10. Zonguldak'ın ise 2. mağarası olan
Gökgöl Mağarası ziyareti. Toplam uzunluğu 3.350 Mt. olan mağara, sıcaklık ve nem oranının fazla değişmemesi nedeni ile mikroklima özelliğine sahiptir. Bu nedenle özellikle solunum yolu (astım) hastalarının tedavisinde de mağaradan yararlanılmaktadır.
Aktif bir mağara olan Gökgöl, birbirine bağlı katlardan oluşmuş, yatay gelişmiş bir mağaradır. Mağaranın girişten büyük çöküntü salonuna kadar olan bölümleri Fosil giriş, Astım Salonu, Harikalar Salonu ve Mucizeler Salonu gibi adlarla nitelendirilmiştir. 875 metrelik yürüyüş yoluna sahip olan mağara içerisinde yağışlı dönemlerde debisi artan bir yeraltı deresi akmaktadır.
Mağara ziyareti sonrası hemen yakınında yer alan
Maden Müzesi'ni ziyaret. Zonguldak ilinin yaklaşık 200 yıllık taşkömürü madenciliğinin hikayesini tanıtmak amacıyla kurulan, Türkiye'nin ilk ve tek maden müzesidir. Taşkömürü madenciliğinin belgeleri, dönemin gelişmelerini yansıtan gazeteler, kullanılan aletler, iletişim araçları ve dönemin madencilik teknolojisi, taşkömürü ve kömür çeşitleri ile fosiller tanıtılmaktadır. Müze binasının yanı sıra, madencilik eğitim merkezi olan Eğitim Ocağı bulunmaktadır.
Zonguldak'ın merkezinde yer alan
Varagel Tüneli, endüstriyel kullanım için, deniz kenarında, karstik yapısal özellik taşıyan kayalık içine yapılmış. Bu özelliği ile, kentin doğal mirasına katkı sağlar. Tünel, yaklaşık yetmiş beş yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu tüneli geçtikten sonra denize açılan koyda, günü tamamlamak için 40 dakikalık bir
tekne gezisi yapacağız (deniz ve mevsim şartlarının müsaitliğine göre)
Gezilerimizin ardından otele varış. Akşam yemeği ve geceleme Dedeman Zonguldak Otel'de.

Sabah kahvaltının ardından, Ereğli'ye doğru hareket. Varışta, eski bir kilisenin temeli üzerine, Padişah 2. Abdülhamit döneminde sancak beyi olan Halil Paşa tarafından yaptırılan ve Halil Paşa Konağı olarak tanınmış üç katlı konak, restore edilerek 1998 yılında müze olarak hizmete açılmış olan
Karadeniz Ereğli Müzesi ziyareti. Ardından, Zonguldak Ereğli'de doğal ve tarihî açıdan oldukça zengin bir yer olan ve üç mağaradan oluşan
Cehennemağzı Mağaraları gezisi için hareket. Bu mağaraların birinde erken dönem kilise mozaikleri, diğerinde mitolojik hikayelerle anılan dar tüneller, üçüncüsünde ise su dolu kutsal alan bulunuyor. Mağaralar doğal volkanik yapılarla insan emeğinin birleşimi gibi; taş tavanlar, su birikintileri ve mozaik zeminleriyle mistik bir atmosfer yaratıyor.
Kurtuluş Savaşı'ndaki duruşu ve katkılarından dolayı adeta destanlaşan
Gazi Alemdar Gemisi Müzesi, Zonguldak'ın Karadeniz Ereğli ilçesinde, sahil bandı üzerinde yer alan bir müze gemidir. Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir yere sahip olan Alemdar Römorkörü'nün (Gemisi) birebir kopyası olarak inşa edilmiş ve 2008 yılında ziyarete açılmıştır.
Öğle yemeğinin ardından
Fakıllı Mağarası için yola çıkıyoruz. 1. derece sit alanı olarak tescillenene mağaranın toplam uzunluğu 1.017 m, ziyarete açık alanı ise 350 m'dir. Doğal özellikler taşıyan mağaranın içinde çeşitli yönlere giden galeriler, sarkıtlar ve dikitler vardır. Özellikle beyaz oda olarak anılan bölgeler damlataş bakımından zengindir. Mağaraya yağışlı dönemlerde düdenler ile önemli oranda su girişi vardır. Çok dönemli gelişimi karakterize eden şekil ve yapılara sahip olan Fakıllı Mağarası yarı aktif bir mağaradır. Yüzeye yakın bir noktada bulunması nedeniyle yaz ve kış mevsimlerinde büyük farklılıklar gösteren nemli, sıcak ve serin bir havaya sahiptir.
Düzce'nin Konuralp Mahallesi'nde yer alan
Prusias ad Hypium Antik Kenti'nin tarihi, M.Ö. 3. yüzyıla uzanmaktadır. Doğudan batıya uzanan, Küçük Melen ve Tabak çayları yakınındaki ovada son bulan bir tepenin üzerine kurulan kasabanın adı Hypios'tan sonra Kieros olarak da anılmaya başlamıştır. Mariandynlere ve Herekleia Devleti'ne karşı harekete geçen Bithynler, Kral I. Prusias'ın (M.Ö. 230-182) eliyle Sangarios'un doğusundaki Kieros'u zapt etmişlerdir. Buraya Bithyn Kolonisi yerleştirerek kısa zamanda eskisine göre daha bayındır hale getiren I. Prusias, şehri birçok abide ile süslemiş ve tahkim ettirdikten sonra adını da değiştirmiştir. Böylece Kieros M.Ö. 2. yüzyıl sonlarında tarih sahnesinden çekilmiş, kent de kralın adına izafeten "Prusias" ismini almıştır. Kentte günümüze ulaşan yapıların en önemlisi tiyatro olup tiyatronun yakınlarında akropol, su kemerleri, atlı kapı ve uzantısı surlar, batı surları, hamam ve Roma köprüsü gibi diğer önemli yapılar bulunmaktadır.
Ziyaretlerimizin tamamlanmasının ardından İstanbul'a doğru hareket .
Akşam, önce Kadıköy, ardından da Mecidiyeköy ve Bakırköy'e varış.